Sağlığa Şiirsel Bir Bakış Açısı


Kadınlardan iyi şair olmadığına dair bir inanış var. Hem de bunu kadın bir yazardan bile duymuşluğum var. Ne garip!

Şiir aslında ruh işidir, duyguyla kelimelerin düşünceler üzerinde süslemesidir. Şiir düşlerin saçları gibidir. Uzun yazılar gibi bir yolculuktan farklıdır. Boyutlar arası bir duraktır şiir. Ağaç dalının rüzgarla bükülmesi, fırtınayla kırılmasıdır. Bir otobüs camından izlenen manzarayla beraber müziğin eşliğiyle sizi götürdüğü başka bir zamandır. Tombala gibi kelimeler içinize dolmaya başlar, hangisini çekseniz başka bir manzara sunar. Bimgo için tek gerekli şey o manzaranın içine girip duyguların peşine düşmektir. Kalbinizin gölgesinde durun, diğer kelimeler gözlerinizi kamaştırmadan büyülü kelime ormanını izleyin. Her ağaç bir melodi fısıldar, her hayvan gözlerinde bir hikaye taşır, çiçekler güzel rüyalar görürler. Sonra bir bakmışsınız dibinizde hindibaları üflersiniz periler dağılır.

Gökyüzü sonra toprağın şapkası, geceleri boncuklu tacıdır. Toprak annemizin içinde parlak kristaller, damarlarında şifalı ve zehirli sular akar. Üzerinde insanlar büyük yalanlar içinde bir oraya bir buraya koştururken unuturlar bu güzel gezegen içinde hapsedildiğimizi.

Okyanusun kolları sonra tüm enginliğiyle ve serinliğiyle yıkar bizi. Ne gökyüzü ne okyanuslar üzerinde duramadığımız için en özgür olduğumuz renk mavidir. İkisinin de bulutları ve dalgaları ile bunun için ne kadar temiz bir bilinçaltıyla yaptığını anlatır sanki bize. İkisini de toprağın üzerinden kirletmeye çalışırız oysa. ..yeşili griye çeviririz, kahverengini siyaha ama mavi-yeşil-beyaz bizi kendimizi unutturarak ve kimi zaman korkutarak hatırlatır amaçsız varoluşumuzu. Amaç aslında bizim anlamlandırmaya çalıştığımız zamandan başka bir şey değilken herkes yüksek amaçlar, başkalarını kurtarmak için çabalarla kıvranırken yaşamın en temel ihtiyacını unuturlar. Evet, nefes almak. Nefes aldığımızda yaşarız elbette ya var olmak?

Var olmak için yaşam amacımızı arar dururuz. Oysa o aranınca bulunacak bir şey değildir hiç. O ruhun fısıldadığı ve sürekli bizi ittirip görmemiz için düşürdüğü bir nefestir. Asıl amaç ruhun nefesini içine çekebilmektir. Bendin içindeki koskoca nostaljik ve çok boyutlu ruhu misafir edebilmektir. Nasıl her kelime kendi içinde bir sembolü barındırıyorsa bizlerde bedenlerimizi bir sembol olarak okuyabilmeliyiz. Ruhu gördüğüyle ilgilenecektir, zihin odaklandığıyla, duygular hissettikleriyle. Ruh gördüklerini bir telgraf gibi başka boyutlara gönderir, bilince uygun cevaplar geri döner, zihin bu mesaja takılır bazen hisler yaratır. Dış dünya bunu yargılar ve kategorize etmeye çalışır. Ne de olsa bir ağaç toprakta yetişir, mevsimlere göre şekil değiştirir ve doğasına uygun bir kıyafet giyer. İnsan onu inceleyince ona güvenebileceğini anlar, onu dinleyeceğini bilir ve eşyalar evler yapar ondan. Onu yakar ısınmak için, onun üzerine yazar.

Bir ağacın ne çok mesajı vardır ama hiç konuşmaz. İnsanda böyledir işte. Ruhu kelimelerle konuşmaz, sayılarla sınırlamaz, şekillerle kalıba girmez. Gökyüzü gibidir, okyanus gibidir ruh, insansa bir ağaç, ikisi arasında uzamaya çalışan. Ruh ise hepsini gözlemleyen bir gezegen dnasıdır. Ufak bir hücredir ve kapsamlı bir organizmadır. Kuşlar ve balıklar ne farklıdır bizden. Korkutmazlar ama bizi aslında karadaki hayvanlar kadar. Çünkü onlar özgürdür. Zihinleri özgür, ruhları özgür. İnsanlar ise diller, dinleri, ırklar, sınırlar, markalar, ideolojiler içinde karman çorban netliğini kaybetmiş bir gezegen turşusudur. İnsan özel olmak ister, özel olduğunu göstermek için ekolojik dengede kendisini piramitin üzerine yerleştirir, doğayı katleder, atomlarla bile kendini kendi cinsinden korumak için böler, parçalar. Bir fikri amaç edindiği zaman, kendini kaybedebilir kolayca. Çünkü ruh zihinde tıkalı kalır, bedende sıkışır, duygulara esir olur o zaman. Böyle zamanlarda strese girer insan. Stres her organı etkiler, her hücre hisseder iliklerinde bu ilkel hayatta kalma dürtüsünü ve modern rekabet kodlamasını.

Sonra hasta olduğumuzda bunun bizim suçumuz olduğunu söyleyen yeni çağ öğretilerine bakıyorum, gülüuorum. Kim hasta olmak istesin ki? Neden bu bize bir cezalandırılma olarak öğretilmeye çalışılıyor düşünüorum. Oysa bakış açımızı biraz değiştirdiğimizde hastalıkların aslında bizi iyileştirmek için oluştuğunu pekala görebiliriz. Belki sadece soğuk algınlığına yakalanırız. Alınırız işte, artık bir alınganlığı bırakmamız için beden kendini temizlemek ister. Bazen daha ciddi bir yaklaşımla gelir, kanser oluşur hücrelerde. O uzun yılların birikimidir bedende, ama her zaman değil. Uzun yıllar uğraşmadığımız ruhumuzun en acı kendini en derinlerimizde temizlemek istemesidir. O yüzden hasta olduğumuzda aslında bu hastalığı onurlandıracak şeyler yapmalıyız. Öyle ki hasta olduğunuz için sevinebilirsiniz bile. Çünkü bu sefer gerçekten kendimizle detaylı bir şekilde ilgilenmemiz gerekecektir. Dua etmeye başlayacağızdır, eskiden telaş ettiğimiz veya zevk almadığımız şeylerin ufak keyiflerini görür oluruz. O eski ruhun kalıplarını atıp özgürleşmek için acı çekeceğiz belki ama her hastalık yeni bir doğuşun simgesidir. Yeni bir siz yaratır, yeni bir bakış açısı yaratır, şimdiye kadar görmezden geldiklerimizi gözümüze sokar. Gözlerden hepsi açığa çıkar sonra…

Gözler o saklı derinlerinde nasıl olduğumuzu anlatır bize. Neyi taşıdığımızı, neyi bırakmamız gerektiğini, neye katlandığımızı, neyin bize iyi geldiğini, neyin zarar verdiğini anlatır. Ruh kadar bedeninde haritasını çıkarır. Hastalık gelmeden çok önce hangi yönde duygu, düşünce biriktirdiğimizi anlatır bize. Bazen de görsek de, kabul etsek de yine hastalanırız. Sadece temizlenmek için.  Beden başka türlü temizlenmezse kendisi sizi durdurarak yapar bunu. Size nefes almanızı söyler ve dinlenmenizi. Yoga bu yüzden güzel bir fiziksel aktivedir ama bundan ötedir.  Zihin-beden, sinir-kas ilişkileri, omurilik-denge-kuvvet ekseninde ele alır, dinlendirir, zihni berraklaştırır, ana odaklanmamızı, bedenimizi dinlememizi öğretir ve içimizdeki kutsallığımızla olan bağlantımızı hatırlatır bize. Bu yüzden holistik bir terapidir.

Refleksoloji de keza biriktirdiklerimizi ayaklarımızın aynasında toplayarak veri sunar. Yine ayaklar üzerinde çalışılarak bu birikim azaltılabilir, yeryüzüne bırakılabilir, organlara daha fazla oksijenli kan dolaşımı gönderilir ve kişiyi rahatlatır.

Bazen sorunlarımızın çözümlerini sadece spritüel dünyada veya enerjisel alanda arıyoruz. Bu yanlış değildir fakat tek taraflıdır, tıpkı sadece bir organın bozuk olduğunu düşünerek tek onu iyileştirmeye çalışmak gibi. Beden, organlar, sistemler, duygular, düşünceler ve ruh birbirleriyle sürekli bir etkileşim halindedir. O yüzden bireye bir bütün olarak ele almak gerekir. Çok boyutlu organizmayı farklı parçaları birleştirerek okumak gerekir. Bunların çözümleri de yine tek tek parçaları tamir etmek değildir. Bütünsel yaklaşımlarla ve olabildiğince doğal yöntemlerle bulmaya çalışmak kişide daha huzurlu ve bütünleyici etkiler bırakır.

Sizi mutlu eden şeyler, sizi her zaman tatmin eden şeyler olmadığı gibi salt mutluluk da sadece duyguları besler. Huzur gerekir ruh için, sağlık gerekir beden için ve açıklık gerekir zihin için ki bunlar arasında dengeli bir çalışma gerçekleşsin. Diğer türlü çeşitli fonksiyon bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. Bedeni temizlemeden önce ruhu hazırlamalıyız.  Bu da bir başka makale konusu.

 

Özge Şimşek

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: