Makrobiyotik Diyete Dair


Makro=büyük, biyo= yaşam… Makrobiyotik, eşşiz enerjinizi doğal yasalara uygun olarak sağlığı  geliştirmek, yaşamı uzatmak amacıyla baz alan bir Uzak Doğu beslenme türüdür. Doğal düzen yaşam enerjisinin, sizin modunuzun, ruhunuzun ve doğanın sirkülasyonunu kapsar. Makrobiyotik beslenme, sezonunda yetişen lokal ve enerjetik anlamda dengeli besinleri yemeyi içerir. Bedene sadece protein, karbonhidrat, vitamin ve mineraller yönünden zengin gerekli besleyici gıdaları sağlamakla kalmaz, yemek sağlıklı organ ve bağışıklık sistemi ve bedenin genel enerjetik dengesini kurmada da çok önemlidir.

Chi

Makrobiyotiğin temeli sirkülasyon halindeki yaşam enerjisidir ve buna Çince’de chi denir. Chinin bütün herşeye hayat veren ve canlandıran güç olduğu düşünülür. Makrobiyotikler şu andaki sağlık durumunu belli bazı gıdaların chi veya enerji imzalarıyla dengelenmesidir sadece besinsel yönüyle ilgilenmez. Bu gıdalar bitkiler ve hayvanlar olarak biyolojik yapılarda olabileceği gibi elementler olarak da örneğin hava, su, inorganik tuzlar gibi gelebilir. Hayatın enerjiye bağlı olması sebebiyle bedeniniz yemeklerdeki chiyi ısıya dönüştürür ve diğer başka prosesler için kullanır.

Meridyenler

İnsan vücüdunda chi meridyenler denen enerji kanallarından akar. Meridyenler bedendeki tüm sistem ve organları bağlayan bir ağdan oluşur. Chi bu kanallar yoluyla çeşitli organları dolaşarak birbirine mesaj iletirler. Bu enerji ağı meridyenleri ve bedenin diğer bölgelerini birbirine bağladığından dolaşan chi bedeni bütün kılar. Meridyenlerdeki blokajlar organlarda problemlere sebep olabilir. Bu yüzden meridyenleri temiz tutmak bedenin düzgün çalışmasına destek sağlar.

Meridyenlerin İşlevi

Meridyenler çevresel enerjetik değişimlere tepki gösterir ve onları yansıtırlar, örn; mevsimler, gün saatleri, iklim gibi. Düzgün çalışan bir meridyen sistemi kendisini homeoztazide sağlıklı bir beden olarak ortaya koyar, yani uyumlu enerjilerin dinamik ama dengeli durumudur. Meridyenler bilgi taşıyıp cevap verdiklerinden bedenin pek çok bölgesine şifa enerjisi getirebilme yetisine sahiptirler. Meridyen boyunca belirli noktalarda bazı şifalı gıdaların enrji imzaları chinin akışını modifiye edebilir veya geliştirebilir. Bu da chi dolaşırken fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal değişimler yaratabilir ki şifa/iyileşme çoklu katmanlarda oluşabilsin.

Tai-chi yine benzer bir antik Çin şifa sanatıdır.

Fazla veya Eksik Chi

Meridyenler ve bağlı oldukları organlar hastalıkların altında yatan kök sebepleri bulma ve hangi gıdalarla bunu iyileştirmeyi bulmada temeldir. Hastalık aslında chinin normal akışının bozulması, dengesizleşmesi veya kesilmesidir.  Hastalıklar, aşırı akan enerjiden kaynaklanan ve eksik enerji akışından kaynaklanan olarak iki kategoriye ayrılırlar. Şifalı besinler aşırı enerji akışını sakinleştirerek veya bir organdaki enerjiyi dağıtarak dengeleme işlevi görürler. Aynı şekilde eksik enerjiyi de şifalı besinler yoluyla aktive edilir veya enerji sağlanır.

‘Chi durgunluğu’ bedendeki aşırı enreji şeklidir. Bu durumda enerji ve bilgi akışı dolaşımı engellendiğinden enerji gitmesi gereken yere ulaşamaz. Eğer chi bir meridyende uzun süre durgunlaşırsa, meridyen tıkanabilir ve son olarak hastalık meydana gelir. Durgun organlar da keza dışarıdaki patojenlere karşı daha savunmasız olurlar. Bu sebeple serbest akan chi enerjisi güçlü ve sağlıklı bir bedenin temelidir.

Yin ve Yang

Makrobiyotik beslenmede iki karşıt enerjinin yani yin ve yangin dengelenmesi gerekir. Yin ve yang birbirinden ayrılmayan  ve beraber var olan bir birliktelik içindedir. Ve hiç birşey sadece yin veya tamamıyle yang değildir, sadece başka şeylerle olan bağlantılarına göre yin veya yang olarak adlandırılırlar.  Örneğin; öğle saati yang iken sabah saatleri daha yindir. Fakat sabah geceyle karşıaştırıldığında daha yangdır ve gece daha yindir.  Bu iki enerji birbiriyle uyum içinde ve dinamik bir değiş tokuş içindedir. Sağlıklı bir bedende sadece iç organlar değil dış dünya ve doğaylada uyum içinde olmalıdır. Tıpkı doğanın chisi mevsimlere uygun olarak değiştiği gibi kişinin iç chiside otomatik olarak o havaya alışır. Chinin uyumsuzluğunda ister içsel ister dışsal olsun hastalık kendini gösterir.

Yediğimiz gıdalar zihinsel sağlığımızı da etkiler. Fazla büzülen (yang) enerjili gıdalar tüketmek paranoya e geçmişe tutunma gibi eğilimler yaratabilirken fazla topraklanmamış (yin) bir diyet tüketmek de şizofreni ve geleceğe çok fazla odaklanma gibi sonuçlar yaratabilir.

Kaynaktan çeviri:

The Everything Guide to Macrobiotics, Julie S. Ong with Lorena Novak Bull, RD.  pg. 2-5. Adams Media, USA. 2010.

Reklamlar

Yoga & Fitness & Beslenme


Çocukluğumdan beri spor yaptığımı söyleyebilirim. Fakat ne zaman bir atlet olmayı öğrendiğimi sorarsanız lise yıllarımda yoğun olarak yaptığım atletizm müsabakalarıydı ve alanım ciritti. Cirit atmak için bilinenin aksine kuvvetli bacaklara ve göğüs kaslarına sahip olmalısınız. Elbette o yaşlarda bedeni şekle sokmak hem daha kolay hem daha zor oluyor. Hormonal dengesizlikler bedeni etkilerken kondisyon yakalamak daha kolay oluyordu. Açıkcası yarışmalar öncesi haricinde beslenme şeklimle ilgili çok kafa yormazdım. Benim için önemli olan düzenli idmanlarımı yapmaktı. Elbette bu çok önemli fakat beslenmenin idmanların etkisini görmede çok daha önemli olduğunu sonralar anladım.

Üniversiteden sonra hayaIMG_2329tıma yoga girdi ve yogaya aşık oldum. Eskisi gibi uzun kardiolar yapmak istemiyordum fakat kendimi zorlamayı da seviyordum. Yogada olupta idmanlarımda olmayan başka şeyler vardı. Mesela beden ve zihin birlikteliğinin içselleştirilmesi, meditasyon ile bedeni içten fark edebilme, bedenler arası (beden, zihin, duygu ve ruh) farkındalığın artırılması, nefesi enerjiyle beraber kullanma ve dahası eğlenceli ve ilginç bulduğum spiritüel hikayeler ve onları hayatımda yaşabilmem için bir mat alanı kadar yer. Yoga bana esnekliğimi kazandırırken hiç olmadığım kadar kuvvetlendirdi. Bedenimin hangi bölgelerindeki kas ve kemik yapısını nasıl hizalarsam bana denge, kuvvet ve esneklik getirdiğimi zihnimin yardımıyla öğrendim. Bedenin türlü şekillere girebileceğini fakat engelin zihnim ve yarattığı korkular olduğunu öğrendim. Ve bunu da yargılamamayı, bedenime ve sınırlarıma saygı duymayı öğrendim. En eğlenceli kısmı ise düzenli yaptığımda sadece bedenimde değil, zihinsel, duygusal ve ruhsal dünyamda da bir açılma ve genişleme yaşadığımı fark ettim. Nirvana’ya ulaşmak, aydınlanmak, içimdeki sevgiyi bulmak gibi dertlerim olmuyor. Bireyi, holistik terapist olarak bir bütün olarak ele almayı öğrendiğimden yoga veya fitness idmanlarımda tek bir alana ağırlık vererek çalışmıyorum. Yoga derslerimde de bedensel hizalamaya, yapılan asana (duruşların) adlarıyla ilgili enerjinin içselleştirilmesine, nefesle hareket edilmesine, bedenin neler yapabileceğinin keşfedilmesine ve bence en önemlisi derin gevşemeye önem veriyorum. Gerçek bir dinlenme derin bir gevşemeyle gerçekleşiyor. Bu yüzden yoganın pek çok farklı spor alanına eklenmesi gerektiğini ve sporcuların en az haftada 2 kez yapmaları gereken bir rutin olması gerektiğini vurgulamak istiyorum. Özellikle futbolcuların ve fitness yapanların kaslarını esnetmek ve beden-zihin sakinliğini keşfetmeleri için çok yararlı olduğu bir gerçek. Yoga, her ne kadar doğudan gelen köklere sahip olsa da artık batının hamuruna karıştığı için sentezlenmeye çok açık bir haldedir ve bu yüzden yüzlerce çeşitte yoga türü bulunmaktadır. Kendinize uygun olanı farklı dersleri deneyerek veya bilgi alarak bulabilirsiniz.

 

Beslenme konusuna gelirsek, yoga ve ayurvedik beslenme şekilleri kişiyi vejetaryan bir diyete götürebilir. Keza benim de öyle dönemlerim oldu. Fakat dünyanın düalitesini değiştiremeyeceğime göre et konusunda daha esnek davranmayı seçmeye başladım. Bence zayıflamak için karbonhidratı kesmek, saatlerce spor yapmak yine tek yanlı bir bakış açısıyla istenilen sonuçları getirmemekte. Benim için fit olmak zayıf olmaktan daha önemli ve belirgin kaslara sahip olmak beni hayata karşı daha güçlü hissettiriyor. Güçlü karın kasları bedene güçlü bir denge getiriyor. Tıpkı dağ pozunda dimdik ayata dururken hissettiklerimi fitness idmanlarımda dakikalarca karın kuvvetimi kullanırken hatırladığım gibi. Bunun için beslenme hayati önem taşıyor. Ve şu noktalara değinmek istiyorum:

  • Bol protein (ister hayvansal ister bitkisel olsun) kas yapısını ayalta tutmak için gerekli. Özellikle kadınların protein ağırlıklı beslenmesi ve kaslarını beslemesi gerekiyor. Kas daha fazla yağ yakar. Ve ağırlık kaldırmak sizi bir erkek gibi kaslandırmaz merak etmeyin, kasların kuvvetlenmesi ve selülitlerin atılması için çok önemli. Ağırlıklardan korkmayın ve yogada bedeninizi kendi ağırlığınız olarak kullanın. Chaturangaları sevin.
  • Bol su için. Gazlı ve şekerli içeçekleri bir yana bırakın. Gerektiğinden fazla şeker alıyorsunuz ve besin değeri yok! Alkolü de abartmayın 🙂
  • Bol yeşil yapraklı sebzelerden salatalar yapın, içlerine badem, ceviz ve çekirdeklerle zeytinyağıyla soslar katın.
  • Gökkuşağı renklerindeki sebzeleri yan ve ara öğünler olarak tüketin.
  • Meyveleri yemeklerden en az 40 dk. sonra hatta 1 saat sonra tüketmeye çalışın. Midede diğer yiyeceklerle fermante olmasınlar. Ve tek başlarına belki şekersiz bir kaşık yerfıstığı ezmesiyle ara öğün yapın ve çok fazla yemeyin. Meyve de bir şeker ve karbonhidrat deposudur.
  • Sağlıklı yağlardan zengin gıdaları es geçmeyin. Bedenin, özellikle kadınların bu sağlıklı yağlara erkeklerden daha çok ihtiyaçları var. Her ay hormonal dalgalanmalarımızı düzenlemede yardımcı oluyorlar ve kemiklerimizle eklemlerimizin ihtiyacı lubrikasyonu sağlıyorlar. Beyin ise bayılıyor bu tür yağlara, çünkü onu da besliyor. Balık yağları, avokado, kuruyemişler sağlıklı yağlar arasında ve elbette zeytinyağı ile hindistancevizi yağı.
  • Kompleks karbonhidrat olarak tam tahıllı gıdalar (örn.; çavdarlı ekmek, esmer pirinç, bulgur) gibi ve sebzeleri tüketin. Beyaz olan tüm karblar kan şekerinizde aşırı iniş çıkışlara ve bedende yağ depolanmasına sebep oluyor.
  • Şekeri azaltın fakat tamamen kaldırmayın.
  • Bitki çayları ve özellikle yeşil çay tüketmeye özen gösterin. Hem bioflavonoidler, hem antioksidanlar açısından zengin oldukları gibi, ışıltılı bir cilde ve saçlara da giden yoldur. Vitamin değerleri yüksek olduğu kadar ruhunuza da iyi gelirler.

Yogalı, güneşli, egzersiz dolu sağlıklı günler dilerim.

Özge Şimşek

Refleksoloji Hakkında Detaylı Bilgiler


Basitçe söylemek gerekirse, refleksoloji bedeni yanlış kullanımdan sonra kaybettiği sağlıklı dengesine getirmek için dizayn edilmiş antik bir terapidir. 388701_174212649400239_954139350_n

Refleksoloji organlarımızın diğer organlarla refleks noktalarıyla bağlantısına dayanan ve ayaktaki en hassas noktalara basınç uygulanarak farklı bölgeleri stimule eden bir uygulamadır.
Bütün organların ayakta refleks noktaları bulunmaktadır ve bu noktalar beş ile yirmi kat organların kendilerinden daha hassastır.

Bu hassas reflekslerle çalışmak organların tekrar dengelenmesine yardımcı olur. Dolayısıyla bu terapatik dokunuşlarla organların bakımı, ağrının azalması ve atılması sağlanabilir.
Sağlık bir denge olayıdır. Organlardan refleks noktalarına giden enerji yolları vardır. Refleksoloji bu enerji kanallarında oluşan tıkanıkları açmaya yarar. Metadoloji çok basit; tıpkı bir bilgisayarda (bedenimiz) doğru tuşlara (refleks noktaları) basarak beden enerjisini dengelemek ve bütün bedene şifayı yaymaktır.

Bir refleks noktası stimule edildiğinde sadece ilgili organı değil o organla bağlantılı diğer fonksiyonel sistemleri de etkiler. Örneğin; ayaktaki kalp refleks noktası uyarıldığında sadece kalp enerjisi değil dolaşım, lenf ve dranaj sistemleri de dengelenir. Hatta mensturasyonu düzenlemeye yardımcı olur.

Farklı okul ve sistemler enerji kanallarını isimlendirme ve uygulamada farklılık gösterirler. Bölge, meridyen, elektromanyetik akım ve hatta chi olarak da adlandırılır.
Şimdiye değin bilim dünyası refleksolojinin tam oalrak nasıl çalıştığını bulamadılar fakar akupunktur ve ilgili terapilerin bulgularından daha fazla açıklamalar ortaya çıkmaktadır.

Ayaktan terapi aslında bir tür sağlık bakım programı kapsamındadır ve diyet, egzersiz ve diğer şifa çalışmalarıyla beraber uygulanır. Bu yüzden ‘entegre terapi’ olarak da adlandırabiliriz.
Fakat sağlığa ve bakıma giden yolda tek bir doğru cevap bulunmamaktadır. Sadece mükemmel bir diyet veya spor egzersizi yeterli olmayabilir. Bütüne bakmak gerekir:
Bizler ne yersek oyuz,
Ne yaparsak oyuz, ve
Ne düşünüyorsak oyuz.

Ayak refleksolojisi ile kombine ettiğiniz sağlıklı yaşam programınız hem kolay hem de etkilidir:
Yaptıklarımız şifa olacaktır,
Yediklerimiz bizi güçlendirecektir, ve
Düşündüklerimiz bizi canlandıracaktır.

Şifa sanatını geliştirmek iki seviyede meydana gelir: spiritüel ve fiziksel.
Ruhsal seviyede kendinizi şifa enerji kanallarına açık hissetmelisiniz. Bunu hayal ederek, olumlamalar yaparak ve relaksasyon teknikleriyle yapılabilirsiniz.
Fiziksel seviyede ise doğru teknikleri kullanmak gerekir örneğin; beslenme, egzersiz, masaj ve refleksoloji.

Neden ayaklar?

Bedenimizde refleks noktalarının olduğu başka bölgelerde vardır; bilekler, eller, kulak, boyun, karın, yüz, kollar ve bacaklar, burun, dil ve göz irisidir (iridoloji buna dayanır).
Dr. Ralph Alan Dale bu küçük refleks noktalarına ‘mikro-akupunktur sistemi’ der.
Yani bu bölgelere çalışıldığında bütün bedene etki eder, sadece çalışılan bölgeye değil.

Fakat ayaklar en etkili beden bölgesidir. Çünkü:

  • Bedenin güçlü enerji kutuplarıdır, yeryüzünden enerjiyi bedene çeker.
  • En rahat ve acısız çalışma alanıdır bedende.
  • Ayaklarımızı o kadar çok kullanırız ki sürekli bir giy-çıkar durumundan dolayı gerginliği ve asit depolanmasını ayaklar biriktirir.
  • Asidik kristaller (laktik asit) birikir ve dokunun hissizleşmesine sebebiyet verir.
  • Ayaklara dokunmak kişiyi rahatlatır ve derinden etkiler.
  • Bedenin anatomik haritasını ayakta okuyabilmek daha kolaydır.
  • Ayaktaki refleks noktaları en hassas noktalardır. Sürekli ayaklar kapalı kaldığından daha hassas olurlar ve kas yapısı daha az olduğundan daha etkilidir.
  • Son olarak ayaklar evren ile insanlığın sonsuz enerjisi arasında bir bağ kurar.

 

Holistik Açıdan Refleksoloji

Bütünlenmiş bir sağlık programıyla daha kapsamlı bir tedavi uygularken, refleksolojiyi bütün bedenlere olan etkisini ele almak gerekir.
Fiziksel beden: Organ ve dolaşım sistemini yeniden kurar; blokajları açar; kan, oksijen, beslenme ve enerji kanallarını stimule eder. Gerginlik atılır, sinir sistemi dengelenir ve tıkanıklık ve diğer birikintiler atılır. Bedenin genel canlılığı artar ve böylece gerçek rahatlama ve dinlenmeye yer açılır.

Zihinsel: Bir kişinin diğerine yardım etmesi, özellikle dokunarak olması terapinin kendisini daha etkili kılar. Refleksoloji sakinleştirir ve dinlendirir. İki kişi arasındaki bu şifalı paylaşım daha uzun süreli duygusal sonuçlar yaratır, kişinin kendi güç ve şifa enerjisi açığa çıkar. Sonuç olarak kendine güven ve sakinlik bedenin kuvvetlenmesine yardım eder.

Spiritüel: Ruhsal alanda da refleksoloji güçlü bir bağ kurar. Uygulayıcı hizmet ederken uygulanan kişi de kabul etme fırsatını yakalar. Beraber evrenin şifa güçlerini çağırmış, kuvvetlendirmiş ve canlandırmış olurlar. Bu noktada tamamıyla pozitif bir bakış açısıyla uygulamaya girmek gerekir. Hizmet ve saflık önemlidir. Kendi negatifliklerimizin ve şehvet duygularımızın üzerine çıkmalıyız. Olumlamalar ve pozitif şifa süreciyle bu hareket bir duaya dönüşür.

Kaynak: The Foot Book, Devaki Berkson, 1977, Funk & Wagnalls, USA.

%d blogcu bunu beğendi: