Metroda bilmem kaç dakika


93695c339ce75_d7b974b448fbb4-post.jpg

Şehir hayatında birşeyler yaparken düşünmek ve hızlı stratejiler geliştirmek hayatta kalmak için başvurulan yollardan. Alışılagelmiş ve öğrenilmişte denebilir. Örneğin otobüste seyahat ederken neleri düşünüyorsunuz? Araba kullanırken veya? Televizyon izlerken? Yemek yerken? Eğer yaptığınız şeyi düşünerek ve o anın içinde hem bir izleyici hem bir oyuncu olarak kalabilirseniz zaman anlamını kavram olarak değiştirir. An kalır geriye, her an yeniden ve şimdi… Bu motivasyon artırıcı. Elbette anın içinde de zıt kutuplaşmanın öğeleri var; başlıyor, devam ediyor ve bitiyor, başlıyor devam ediyor ve bitiyor, başlıyor… Burada önemli olan zamanın bu bölümlerine takılmak değil daha ziyade bu akışın içindeki ahengi görmek ve her damla anı armağan olarak algılayabilmek belki de. O zaman şehrin içinden anın içine bir keşfe çıkmak çok da güzel bir deneyim olabilir. Belki de bu yüzden kitaplar bu kadar ilgimi çekiyordur. Olduğum yerde bir dolu vorteksler açabiliyor, düşüncelerin kelimeleşmesi, kelimelerin hikayeleşmesi, canlanması derken Alice gibi bir başka dünyadasın ama şimdidesin, buradasın. Kitap okuduğununda farkındasın, kendini görebiliyorsun. Sonra içten dışarı baktığında akan enerjiyi resmedebiliyorsun. Bazen işte öylesine oturursun, hiçbir şey düşünmezsin, sadece bakarsın ve izlerken dalarsın anın içine. Ve minnettarlık duyarsın.

IMG_7926.JPG

Gerçek nedir? Gördüklerimiz olmadığı kesin. Deniz bile simulasyona benziyor. Gökyüzü karantina bir gezegeni koruyor. Yeraltını yeterince belki ama denizaltını nerdeyse çok az biliyoruz. Oysa ufak hayatlarımızı ne büyük olaylar ve ne büyük değerler üzerinden yaşıyoruz. Dur bir dakika! Metrodayım. Etrafıma bakıyorum. Herkes ne kadar sıradan gözüküyor. Düşünceli gözlerden akan uykuyu ve zihinlerden geçen çözümü düşünülmeyen şikayetleri kafalarında döndürdükleri belli. Ah bir sihirli değnek/asa var ya onu bir bulsam, herkesin kafasına biraz peri tozu, hayatlarına biraz renk katardım. Hangisi gerçek? Gördüklerimiz mi? Düşündüklerimiz mi?

Ya biz kimiz? Düşündüklerimiz yada hissettiklerimiz değiliz. Bunları çıkarsak insan olmayız ama bu seferde insanın çok boyutluluğu üzerine derinliği sığlaştırmış oluyoruz. Ölmek için doğuyorsak bu kadar gürültü niye? İnsanlar hipnotik bir uykuda gibi yürüyorlar. Anlam arayanlar, anlamsızlığı kucaklayanlar, kendileri ve kendisizliklerinde eriyen hayatlar ile zaman pili dolduruluyor.  O halde yeni bir kitap alıp biraz felsefe biraz edebiyat içinde düşüncelere selam olsun.
Özge Şimşek
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: