Geleneksel Tay Tıbbı


Tayland’daki altıncı ayıma girmişken şimdiye kadar edindiğim Geleneksel Tay Tıbbı hakkında kısaca bilgi vermeyi amaçlıyorum bu yazıda.

Öncelikle Çin ve Hint tıbbının etkisinde gelişen Tay tıbbı bitkisel ilaçların merhem, buhar ve oral olarak kullanılmasına ve elbetteki geleneksel masaj tekniklerine dayanıyor. Bitkiler tatlarına göre ayrılıp rahatsızlıklara tedavi olurken, rahatsızlıklar dört elementin dengesizliğinden kaynaklandığını düşünülerek dengeleniyor.

7488037_orig-1.jpg

Shivaga Komarpaj, Thai tıbbının babası olarak anılıyor çünkü Lord Budda’yı tedavi eden ayurvedik doktordur kendisi.

MTRN_07.JPGTay’lı homepatik doktorlar ayrıca şifa ve tedavi seanslarından önce Tabiat Ana’yı temsilen Phra Mae Thorani’yi sunaklarında kutsarlar.

Kaynakça olarak kullandığım linkten en çok kullanılan bitkileri ve daha detaylı bilgileri bulabilirsiniz.

Kaynak:

http://factsanddetails.com/southeast-asia/Thailand/sub5_8g/entry-3301.html

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

HidroTerapi


SHA-Wellness-Clinic-spa-hydrotherapySuyu kullanarak şifalanmak diyebiliriz. Yağlar ve bitkilerle dolu geniş ılık havuzlar hayal edin. İster lüks bir arınma ister şifa için rahatlatıcı bir ritüel ki hidroterapi antik Mısır’dan Hindistan’a, Japonya’dan Çin’e kadar uygulanır. Doğal sıcak termaller bizim kültürümüzde de benzer şekilde değerlidir. Spalar, saunalar, hamamlar hidroterapi alanlarıdır.

Suyun sıcaklığı ve basınç farklılıkları kullanılarak bedende iyileşme alanı yaratılır. Örneğin; kasları gevşetmek ve ter bezlerini harekete geçirmek için sıcak suyla duş, akciğerleri rahatlatmak için buhar, ateş düşürmek için soğuk duşu sayabiliriz.

Suda bedenin %10 ağırlığını hissederiz böylece yer çekiminin normal basıncı kalkmış olur. Eklemler ve kaslar bu hafiflikle rahatlar ve ağrı azalır. Su havadan daha katı olduğu için su bedene daha fazla baskı yapar ve kan dolaşımını düzenler. Böylece dokulara daha fazla oksijen gider ve iyileşme hızlanır, toksinler atılır.

Kendinizi gergin ve endişeli hissettiğiniz bir gün küvetinizi doldurun ve lavanta veya bergamot yağıyla gevşemeniz için kendinize 20 dk. ayırın. Yada ayaklarınızı sıcak suda ve aromaterapi yağlarıyla dinlendirin. Başka hangi bitkiler gevşemeye yardımcı olur?

Kedi otu

Mürver çiceği

Papatya

Yasemin

Ihlamur

Valerian

footbath.jpg

SU ve TUZ


Gezegende hayatın varlığı en çok suya bağlı. Bedenin ve dünyanın % 75’ini su kaplıyor. Ortalama bir insan vücudu 42 lt. su taşır ve 2.7 lt kadarını kaybeder ve bu su kaybı sonucu yorgunluk, gerginlik, baş dönmesi, halsizlik, baş ağrısı gibi semptomlar yaratır. Su hücresel fonksiyonları doğrudan etkilediği için günlük su tüketiminin azlığı hücresel fonksiyonlarımızın yapısında bozulma ve hastalık olarak geri dönüşüyor.
Water-Splash1-785x523.jpg
Kan – % 83
Kaslar- %75
Beyin: %95
Akciğerler- %90 Su içerir.
Yani hücresel seviyede su hayatımızın devamı için gerekli. Ama hatırlamamız gereken bir nokta daha var.
Sadece su değil, cevap: su ve tuz. Tuz derken sodyum değil, deniz tuzu. Yani mineraller…
  1. Oksijen
  2. Su
  3. Sodyum
  4. Potasyum
Peki su içiyoruz, suyun hücrelere nasıl girdiğini biliyor muyuz?
Litrelerce su içtiniz ve terleme ve idrar olarak dışarı attınız diyelim. İçilen su vücuttan çıkarken sodyum olarak, sadece sodyum da değil diğer mineralleri de beraberinde götürür. Öyleyse suyu hücrenin içine nasıl götürebiliriz?
Deniz suyu %92 mineral içerir. İzotonik solüsyon yani. Bu oranın %30 sodyum, %50 kadarı klorür’den oluşur. Deniz suyu buharlaştığında oluşan kristaller sodyum klorürdür. Yani bildiğimiz sofra tuzu!!! Sadece iki mineralden oluşuyor.
Sodyum beden için gerekli evet ama diğer minerallerle birlikte, o halde ihtiyacımız olan:
Keltik Tuzudur. 82 mineral içerir. Vuhu!
images-1.jpeg
Hücrenin dışındaki en bol mineral sodyumdur. Hücrenin içindeki en yüksek orandaki mineral ise potasyumdur.
Taze sebze ve meyvelerin içinde bolca bulunur.
İnsanlara tuzu bırakmaları gerektiği söylendiğinde aslında sodyum klorürün dengesizliği belirtilir. Keltic veya Himayala tuzları ise bu soruna denge getirir.
Hücresel seviyede sodyum ile potasyum arasında bir pompalanma sistemi vardır. Eğer kişi sofra tuzunu fazla tüketirse ve yeterince potasyum almazsa gereğinden fazla sodyum hücre içine girmeye başlar ve hücre şişmeye başlar. Ooho: Yüksek tansiyona merhaba! Yani fazla sodyum yada sıfır sodyum yüksek tansiyona neden olabilir.
Glukozunda hücrelere nüfuz etmesi için sodyum gereklidir. Olmazsa enerji seviyemiz düşer.
Keltik tuzunun içinde üç tür magnezyum bulunur: MG bromide
MG sülfat
MG klorür
Suya aç bir molekül olduğu için magnezyum hücrenin içine çeker suyu. Yani dilinize koyacağınız ufak bir parça keltik tuzu suyun hücrelere emilimini hızlandıracak ve bedeni besleyecektir.  Günde bir- iki defa bunu yapmak yeterlidir. Keltik tuzu suyun içinde eritmek dilin üzerine koymak kadar etkili olmuyor. Kana karışması dilde daha kolay çünkü.
Enerjinizi de yükselteceğini hatırlatayım.
Kalsiyumun hücreye girebilmesi için ne gerekir? D vitamini ve diğer minerallerde arkasından hücreye giriş yapar. Güneş görmezsen kalsiyum ve mineral eksikliğini yaşarsın.
Glukozun hücreye girebilmesi için ne gerekir? İnsülin. Fazla şekerli ve karbonhidratlı yediğimiz zaman insülin direnci ortaya çıkar.
Tabloya bakın: Kalsiyum hücreye giremedi, Glukoz giremedi, Magnezyum az ve derken hücrenin yapıtaşı DNA bozulmaya başladı… Öyleyse zorlayalım da hücreye girelim derse işte yüksek tansiyona davet gelir.
Bedenin su kaybına bakarsak böbrekler 1.5 lt kaybederken, cilt .5 ve kolon .3 lt ve akciğerler her nefes verişimizde bedeni nemli tutabilmek için .2 lt civarında suyu kaybeder. Yani her gün 2.5 ltye yakın su kaybı oluşur. Yeterince su içmediğimizde hücrelerimiz küçülür. O zaman günde 1 tatlı kaşığı keltik tuzu ile litrelerce su içmek tıpkı spor yapmak kadar önemlidir ve gereklidir.
Kaynak: Barbara O’Neill
https://youtu.be/Dm6fmiG4SAc

Üçüncü Göz Temizlik Meditasyonu


Psişik güçlerinizi canlandırmak için önce üçüncü göz temizliği meditasyonunu öneririm.

thirdeye

Şimdi bir sandalyeye sırtınız dik oturun. Ayaklarınız yere paralel bassın. Ellerinizi avuçlarınız yukarı bakacak şekilde dizlerinizin üzerine koyun. Bir kaç derin nefes alıp verin. Bedeni hissedin ve enerjinize odaklanmaya başlayın.

Başınızın üzerindeki tepe çakranızdan beyaz bir ışığın bedeninize dolduğunu ve aşağıya doğru her bir çakranızdan geçerek nazikçe temizlendiğinizi imgeleyin. Ayaklarınızın altına geldiğinizde bir ağaç gibi kök saldığınızı ve toprağın derinlerine doğru topraklandığınızı düşünün.

Şimdi odağınızı sağ avucunuza getirin. Avucunuzdan yeşil bir enerji alevinin yandığını imgeleyin. Sıcaklığını hissedin ve bırakın bu küçük alev biraz daha büyüsün. Bu bir şifa alevidir ve psişik görülerinizin önünde duran sizi tüm gücünüzden alıkoyan yargılamaları, şüphe ve korkuları atabilmeniz için çalışır.

Şimdi yavaşça sağ elinizi kaldırın, hala alev avucunuzda hatırlayın, ve üçüncü gözünüze getirin. Buradaki çakranın rengi indigo mavisidir. Elinizdeki alevin bu merkezdeki herhangi birikmiş olan şüphe veya korkuları temizlemesine izin verin. Kendinize tekrarlayın: “Benim için görmek güvenlidir.”

Şimdi bu alevin sıcaklığını hissederek üçüncü gözünüzden yayılmaya başladığını ve kulaklarınıza geldiğini imgeleyin. Burada bulunan ufak enerji merkezlerinde kutsallıktan gelen mesajları duymanızı engelleyecek olası birikmiş korku ve blokajların nazikçe temizlendiğini düşünün. Kendinize tekrarlayın: “İlahi mesajları duymak benim için güvenli.”

Şimdi diğer endişe ve problemlerinizi bu aleve atın ve zihninizde şu cümleleri tekrarlayın:

“Durugörü ve duruduyu başmelekleri, sizi çağırıyorum, lütfen üçüncü gözüm ve kulak çakralarımı sizin şifa verici ve temizleyici enerjinizle sarmalayın. Şimdi durugörü ve duruduyu pencerelerimin tamamen açılması için yardımınızı istiyorum. Teşekkür ederim.”

Şimdi duymanız gereken herhangi başka bir mesaj veya ruhsal yolunuzda size yardımcı olacak herhangi bir bilginin olup olmadığını sormak için bekleyin. Kendinizi hazır hissettiğinizde tekrar bedene dönün. Nefesinize odaklanıp güne devam edin.

images

Sevgiler

Süper Gıdalar


Abur cubur, işlenmiş gıdalar ve hazır hızlı yiyecekleri bir kenara koyarsak geriye meyve, sebze, bakliyat gibi gıdalar kalır. Besleyici özellikleriyle vitamin ve mineral deposu olan gıdaların bir çoğuna ‘süper gıda’ diyebiliriz. Antienflamatör, antiviral, antioksidan gibi daha pek çok iyileştirici ve koruyucu özellikleriyle bitkisel kimyasallar, vitamin ve mineraller sağlığın en yakın dostlarıdır. Günlük soframızda kullandığımız en süper on gıda sizce neler olabilir? Aşağıda en sevdiğim on süper gıdayı sıraladım.

Kısaca en belirgin özelliklerini sıralayacağım:

  1. Yoğurt: Sağlıklı bir sindirim ve atılım sistemine yardımcıdır. Meyveli yoğurtları es geçin. Kendi yoğurdunuzu yapmanız daha faydalı. Zira kefir’de bir süper gıdadır.
  2. Ispanak: K vitamini, manganez, folik asit, magnezyum, demir, düşük Glisemik indeks, anti kanser, anti enflamatör, anti oksidan.
  3. Sarımsak: Kardiyovasküler koruyucu, anti enflamatör, anti bakteriyel, anti viral, manganez, B6 vitamini.
  4. Zencefil: Sindirim dostu, anti enflamatör, bağırsak spazmını giderici, potasyum, magnezyum.
  5. Ceviz: Omega-3, E vitamini, çinko, manganez, kardiyovasküler, anti kanser.
  6. Greyfurt: C vitamini, çinko, A vitamini, anti oksidan, kolestrol düşürücü, kolon kanserine karşı koruyucu. (Bazı ilaçlarla etkileşime girdiğinden örn. statinlerle, doktorunuza başvurarak tüketin.)
  7. Tahin: Fosfor, magnezyum, lecitin, potasyum, demir, kalsiyum, vitaminler, iyi yağ grubunda.
  8. Natürel Sızma Zeytinyağı: Anti enflamatör, kalp koruyucu, anti oksidan, kanser koruyucu
  9. Limon: Anti oksidan, antibiyotik, toksin atıcı, C vitamini.
  10. Elma: Kan şekeri düzenleyici, lif, C vitamini, antioksidan, anti kanser, anti astım.

Peki sizin en sevdiğiniz süper gıdalar hangileri?

 

Kaynak: http://www.whfoods.com/index.php

Özge Şimşek

 

Soluk al


breathe-2-1

Derin bir nefes al ve uza.

Nefes ver ve gevşe.

Nefes al ve Yüksel.

Ver nefes ve salıver.

Kapa gözlerini…Bekle…

Nefes al ve dol

Nefes ver ve boşalt

Olağan hızında bekle

Al nefes ve hisset

Omuzlarını, parmaklarını, karnını, bacaklarını, ayaklarını, göz oyuklarını ve tüm bedenini

Ver nefes ve bırak

Düşünceleri, suçlamaları, şikayetleri, öğrenilmiş tüm baskılayıcı yargılarını…

Nefes al ve keşfet

Ruhunu, iç sesini ve boşluğun sessizliğini

Ver nefes ve kaybet

İhtiyacın olmayan her şeyi.

Al nefes ve kazan

Şimdinin tek sunabildiğini

Nefes ver ve oluruna bırak

Nefes al ve yeniden başla

Ver nefes ve dinlen

Ruhunun ağaç dibi gölgesinde

Al nefes ve izle

Hissedebildiğinin ötesinde görüneni

Ver nefes ve duraksa…

Al nefes ve rüzgarı dinle

Ver nefes ve toprağa köklen

Al nefes ve şükret!

Ver nefes ve sade seni kutsa

Al nefes ve içindeki dalgaları okşa

Ver nefes ve tüm kimliklerini içinde bulunduğun ana teslim et.

Al nefes ve her şey ol,

Ver nefes ve sadece bir hiç…

İşte o kapı!


quote-William-Blake-if-the-doors-of-perception-were-cleansed-92596

Sessizlik lütfen! Kimse sesini çıkartmasın. Şimdi ileriye doğru gideceğiz ve orada bir kapı görünecek. Önce duralım ve gözlerimizi kapatalım. Evet işte içsel gözünüzle görebileceğiniz alana geldik. “Hoşgeldiniz!”

Koridorun uzun ve büyük yapısı herkesi şaşırtmaya başlamıştı. İlerlerken yaklaşması gereken kapı giderek daha da uzaklaşıyordu heyhat. Ve biz de böylece ilerledik. Arkamızdaki sırada birbirini gıdıklayıp nanik yapan iki çocuk vardı. Melek bizi açmak istediği kapıya doğru götürürken kanatlarından bir parça yere düştü ve çocuklardan biri çevik bir hamleyle onu avuçladı. Avuçlarının arasındaki siyah ama inanılmaz parlak ve içinde nokta nokta galaksiler olan bir taş parçasıydı düşen. O taşa dokundukları an içlerinde bir değişimin başladığını farkettiler. Sanki taşın yaydığı o minicik titreşimler parmak uçlarından içeri girip hücrelerini uyandırıyor ve onlara sadece o gün hatırlamaları gereken bir konuyu hatırlatıyordu da, bu da bir kapı açılmadan önce bırakılması gerekenleri hatırlatan bir anı olarak zihinlere düşüyordu. Çocuklardan biraz daha sıska olanı diğerine dönerek “Hatırladın mı? Hani kumsalda bir tane taş bulmuştuk ve üzerine türlü türlü şekiller çizmiştik. Sonra onu saklayıp yastığımızın altında uykuya dalmıştık. İşte o rüyamı hatırlattı bana bu taş. Haydi sen de al eline. Bakalım sen neyi hatırlayacaksın?”

Çocuk biraz endişelenerek taşa dokundu ve bir anda avucunu açıp taşı yere bıraktı fakat diğeri taşı yere düşmeden yakaladı havada. Kırılmasını istemiyorlardı ne olsa.

“Neden bıraktın taşı, ne oldu?” diye sordu çocuk diğerine.

“Cesaret edemedim çünkü…”

“Neden korkuyorsun?”

“Beni endişelendirmesinden korkuyorum.”

“Eh zaten şimdi de endişelisin.”

“Evet.”

“Belki de kapıdan girmeden önce bırakman gereken şey endişendir.”

“Değil mi? Endişelenmeye devam ettikçe bir çözüm bulamam ve yeni atacağım adımda bana engel olur. Öyleyse bu endişeyi nasıl dönüştürebilirim?”

“Bence meleğe sormalıyız.”

Melek zaten onları duymaktaydu ve sakince yanlarına sokulup ellerini tuttu. Koca kanatları o kadar ihtişamlıydı ki sanki çocukların bundan tedirgin olacağını bildiğinden kanatlarını geriye ve yukarı doğru kapatıp içe almaya çalışır görünüyordu.

“Ah çocuklar, hissettiğiniz endişe sadece uygun olmayan bir titreşimi farklı bir yere yerleştirmeye çalışmanızdan kaynaklanıyor. Yani bulaşıkları çamaşır makinasına koyarsanız endişelendirecek bir durum yaratırsınız. Endişenin yolunu değiştirirseniz doğru alanda uyumlanır ve endişe bir keşfe dönüşür. Demek ki endişe bize bir şey öğretebilir. Endişe ettiğiniz şey gerçekten olacak mı? Öyleyse neyi farklı yapmak o çizgiyi değiştirebilir? Eğer olmayacak bir şeye endişeleniyorsan hemen bırakın onu ve aksi yöndeki pozitif duygu kutbuna geçiş yapın. Bu gitgeller bile size unuttuğunuz bir şeyi hatırlatabilir. Her biri size özeldir. Hatırladıklarınızı taşıyabilirsiniz.

“Hatırladıklarımızı taşımak mı? Bu da nedir?”

“Sevgili çocuk, hatırladığın o an seni sana anlatır. Bir ayna gibi yansıtır. Ya bir miras yedi gibi tüketirsin ya da sahip çıktığın değerleri hatırlayıp kucaklarsın. Seçim hep sizindir! Özen gösterin!”

Devam edecek…

Özge Şimşek

Prebiyotik kullamanızın size iyi geleceğini hatırlatan 7 işaret


Geçen yıllarda hiç antibiyotik kullandınız mı?

Günümüz insanı gibi tabi ki siz de kullandınız.

Peki anitbiyotiklerin bağırsaklardaki sağlıklı bağırsal bakterilerini öldürdüğünü duydunuz mu?

İyi ve Kötü Bağırsak Florası

7 sene önce bile antibiyotik kullanmış olsanız- eğer bağırsak florasındaki iyi ajanları yenilemediyseniz, bir dengesizlikle boğuşuyor olmanız çok yüksek, belki de farkında bile değilsiniz.

Tabi ki sadece antibiyotikler değil sağlığı engelleyen.

Şunlardan herhangi biriyle mücade ediyor musunuz?

  • Düzensiz ruh hali
  • Cilt problemleri
  • Değişken uyku düzenleri
  • Şeker veya diğer sağlıksız gıdaları çokca aşermek
  • Şişkinlik, gaz, kabızlık, ishal veya yemeklerden sonra kramp
  • Sağlıklı kilo kontrolü

Eğer bunlardan herhangi birine ‘evet’ dediyseniz bu dengesiz bağırsak semptomlarından sadece birkaçıdır.

Daha önce söylenildiğini duymuşsunuzdur yine de hatırlatmakta fayda var; bağırsak sağlığınız, bedenin her bir parçasına hem fiziksel hem de zihinsel olarak etki eder.

Bağışıklık sisteminizin %70-80 kadarının bağırsaklarınızda olduğunu hatırlayın.

Bağırsak Sistemi

Ve serotoninin %95’si bağırsaklarda yapılır- bu sizin ‘mutluluk’ hormonuzdur.

Sırf bu iki etken bile başlı başına bağırsaklarınızın ne zaman uyumsuz hale geldiğini ve dolayısıyla sizin…gösterir…herhangi bir kademede olabilir.

Prebiyotikler terimini etrafınızda duymuşsunuzdur ve/ya hali hazırda kullanıyorsunuzdur ki bu harika!

Belki de sağlık konusuna gelindiğinde bunların neden önemli oldukları konusunda hala kafa karışıklığı yaşıyorsunuzdur.

Sizlere bunu netleştirmek istiyorum.

Prebiyotikler bağırsalarımızdaki iyi bakterilerdir.

Bu ajanlar şunlarla ilgilenir:

  • Zararlı bakteri ve mikroorganizmaları kontrolda tutarlar
  • Sindirime ve besin emilimine yardımcı olurlar
  • Tükettiğiniz gıdalardan vitamin, mineral, yağ ve amino asit aldığınızdan emin olun- bütünüyle gerekli!
  • Bazı B vitaminlerinin, K vitaminin, Folik asitin ve bazı kısa zincirli yağ asitlerinin üretiminde gereklidirler
  • Düzgün bağışıklık fonksiyonlarına katkı sağlar

Kötü bakterileri dışarıya iter, bedende bakterilerin ev sahipliği yapmalarını engeller ki bu enfeksiyonu, enflasmasyonu ve hastalığı kısıtlar.

Top-3-immunity-benefits-of-probiotics

UCLA’daki araştırmacı bilim insanları tarafından bağırsaktaki sağlıklı bakterilerin düzeltiminin sinir taşıyıcı fonksiyonlarını en iyi hale getireceğini kanıtladılar ve bu iyileştirilmiş zihinsel sağlığa ve belki de öğrenmeyi geliştirme ve odaklanmayı ve hafızayı keskinleştirmeye yol açabilir.

Bu sebeple, evet bunlar önemli konular.

Prebiyotikler fermante olmuş gıdalarda bol bulunur, fakat genellikle içerdikleri prebiyotik yoğunlaşmaları bağırsak florasının sert bir biçimde tükenmiş olduğu durumlarda teröpatik yönden yeterli olmaz.

Bu sebeple prebiyotikten zengin fermante gıdaları sağlığınızı koruma açısından diyetinizin bir parçası haline getirererk kullanın. Sonra daha yüksek kalitede prebiyotikleri bir tür beslenme terapisi olarak kullanmayı seçin.

Aşağıdaki resimde prebiyotiklerden zengin besinler yer alıyor:

Wanted-Good-Bacteria-601x1024.jpg

Prebiyotiklerden eksiğiniz olduğunu nasıl anlarsınız?

Yaptığımız araştırmalar göre aslında hepimiz prebiyotikler konusunda eksiklik yaşıyoruz.

Toksik bir çevrede yaşıyoruz çünkü.

Kimyasallar ve tarım ilaçları yemeğimizde, soluduğumuz havada, içtiğimiz sudalar…

En iyi çabalarımıza rağmen modern toplumda toksik ekspozür kaçınılmaz seviyelerde.

Fakat bu maruz bırakılmanın etkilerini en aza indirmenize yardımcı olacak çözümler var. Ama önce hayatınızda prebiyotikleri daha fazla ihtiyacınız olduğunun 7 işaretini sunalım.

  1. Antibiyotikler

Antibiyotikler kelime kelimesine “anti-hayat” demektir- bu oldukça güçlü bir anlam.

Öldürmek için tasarlandılar ve iyi ile kötüyü ayrıştırmazlar, ne yazık ki.

İpucu: İyi ajanlarınızın çoğalması için antibiyotik tedavi süreniz kadar prebiyotiklerinizi ikiye artırın. (örneğin; 14 gündür antibiyotik kullandıysanız, tedavinizin ardından 14 gün boyunca prebiyotikleri iki katı kullanın ki sistemin tekrar düzene girmesine ve iyi bakterilerin çoğalmasına yardımcı olun.)

2. Gıda Zehirlenmesi

Gıda zehirlenmesi geçirdiğinizde kötü bakteriler gizlenir ve onlarla savaşmak önem arzeder.

Prebiyotikler iyi ajanları yeniler ve olması gerektiği gibi sindirimi düzenler.

İpucu: Karşılabileceğiniz herhangi bir istilacıya karşı daha iyi bir savunma sağlayabilmek için düzenli prebiyotik almak gerekir.

3. Sindirim Rahatsızlıkları

Sağlıklı beslendiğinizden emin olun öncelikle.

İşlenmiş, paketlenmiş ve kızarmış, süt ürünleri, gluten, şeker ve soya gibi sindrimi zor gıdaları saf dışı bırakın ve doğanın sunduğu GERÇEK gıdaları yemeyi hedefleyin.

Prebiyotikler bağırsaklarınızın dengesini bulmak çabalarınıza yardımcı olacaktır.

İpucu: Herhangi bir tür sindirimsel sıkınıtı yaşıyorsanız Zencefil harika bir ajandır. Yeşil sebze-mevye sularına ekleyebilirsiniz, ayrıca çay veya yemeklerine kondiman olarak harika gider.

4. Cilt Problemleri

Dış çevremiz iç doğamızın yansımasıdır. Bu kabartı, akne, sedef, egzema gibi hastalıkları da içerir.

Eğer cildiniz diyet ve prebiyotiklerle düzelmiyorsa, sindirim enzimlerini artırmayı deneyebilirsiniz. Örneğin; yemeklerden 15 dakika önce içeceğiniz çok az suyla karıştırılmış bir tatlı kaşığı elma sirkesi ve bal midedeki enzim ve asit üretimini artırır.

Diğer bağırsak duvarını iyileştirici ajanlar arasında l-glutamin ve aloe-vera bulunmaktadır.

İpucu: Akneyle ilgili herhangi bir düzensizliği çözmek istiyorsanız hormonlarınızı kontrol ettirdiğinizden emin olun.

5. Duygu Durum Bozuklukları

Bağırsağımızın sağlığı beyin sağlığımızla çok yakından bağlantılıdır.

Bu yüzden bağırsak bütünlüğünü iyileştirmek sinir taşıyıcılarınızın fonksiyonlarını etkiler.

İpucu: Bedeninizi B vitaminleriyle destekleyip böbreklerinizin sağlıpına dikkat etmeniz dengeli bir duygu durum hali için anahtar etkenlerdir.

6. Bağışıklık Zayıflığı

Sağlıklı bakteriler,”yabancı” mikroplar ile vücudunuzda oluşanların ayrımını yapma konusunda prebiyotikleri enfeksiyona karşı ön sırada tutarak bağışıklık sisteminizi eğitebilir.

Bağırsaklarınız dengesini bulduğunda hastalığa yakalanma riskiniz önemli oranda azalır.

İpucu: Tüm bedeni sağlıklı gıdalar, günlük hareket/egzersiz, olumlu düşünme/bakış açısı ve gerektiğinde supplemanlar ile desteklemeye odaklanın.

7. Mantar Enfeksiyonunun Aşırı Çoğalması

İnsanlar “mantar”ı duyduklarında önce vajinal mantar enfeksiyonu akıllarına gelir.

Oysa gerçek şu ki mantar enfeksiyonu (yeast) artışı pek çok farklı şekilde ortaya çıkar.

Karın şişkinliği, bulanık düşünceler, şeker ve karbonhidrat aşerimi, cilt problemleri, gaz, düşük mod, düzensiz uyku gibi olabilir bu.

Bu sık karşılaşılan probleme geldiğimizde daha pek çok şeyi düşünmek gerekir ve sadece kadınları etkilemez ve sadece mantar enfeksiyonlarıyla kalmaz. Kronik mantar enfeksiyonu fırsatçıdır yani eğer onu beslemeye başlarsanız çoğalır. Ve sonuçlar yukarıda bahsettiğimiz gibidir. Mantar enfeksiyonu çoğalımıyla baş ederken semptomların kök sebebibi temizlemek en iyi yoldur ve bunun için onu besleyen gıdaları kesmek gerekir ki tekrarlanmasın! Öyleyse nereden başlayalım?Kötü ajanı besleyen suçluyu çıkarın, mesela:

    rafine şeker(azalt) doğal şekerler (meyveden bile)şekerli karbonhidratlardan kurtulunalkolkafein

Mantar çoğalmak için bu gıdaları sever ve beslenir. O yüzden bu kurnaz haylaz mantarı besleme ve cömert olma zamanı değil şimdi.

İpucu: Prebiyotik kullanmak iyi ajanları geri getirmeye yardımcı olur ve kötü ajanların oranını dengede tutar ve rahatsız edici semptomların kök sebebini çıkarmanıza yardım eder.

Bağırsak sağlınızı desteklemek için işte size lezzetli bir sıkma sebze suyu tarifi:

Bağırsak Sağlığı Sebze Suyu

Malzemeler

  • 1 salatalık: doğal diüretik, enflamasyonu azaltır, mide asidini dindirir ve hafif bir temizleyici etki yaratır.
  • 2 kereviz sapı: bağırsak hareketlerine yardımcı olur, sağlıklı böbrek fonksiyonlarını geliştirir ve bedeni arındırır.
  • 1 yeşil limon: sindirimi hareketlendirir, toksinleri arındırır ve karaciğer ile diğer organları temizler.
  • Küçük bir parça zencefil: sağlıklı bir sindirim sistemi için gereklidir. Mideyi yatıştırır ve vücudun düzgün bir şekilde sindirim yapmasına yardımcı olur.
  • 1 avuç taze nane veya kişnil yaprağı: sindirim bozukluğu yaratan mikroorganizmaları öldürür, krampları azaltır, sindirime iyi gelir, detoks için faydalıdır.
  • 1 yemek kaşığı elma sirkesi: değerli mineralleri içerir, canlı enzimler vardır, anti-viral, anti-bakteriyel, pH seviyesini dengeler ve dost bakterilerin çoğalmasına yardım eder. Ayrıca detoks eder.

Yapılışı:

Elma sirkesi dışındaki malzemeleri robotta sıkın sonra ve sirkeyi ekleyin ve tadını çıkarın!

Ekstra prebiyotik supplemanı ekleyebilirsiniz.

Bu makale FitLife.tv yayımlanmış ve izinleriyle yeniden yayımlanmıştır. Ben de sizler için Türkçe’ye çevirdim.

Orijinal makale Drew Canole’ye aittir ve linki budur:

7 Signs You Should Be Taking Probiotics

 

Nabız Yoklaması


Sıra geldi deneme testlerine…

Şimdi hayvanlarla başlayalım…

Onları seviyor musunuz? Korkuyor musunuz? Aranız nasıl? Size neyi çağrıştırıyor? Düşünün biraz. Neden varlar?

Aralarında bağ kuranlar çok iyi bilirler bir köpek, bir hayvandan fazlasıdır. Onunla yaşayınca anlarsın asıl iletişimi, tanrısal desteğini, ruhani rehberliğini, içsel korumacalığını, yaydığı huzuru ve sevgiyi… Peki ya sokaktakiler?

Konuyu sokaklara indirmeden önce gökyüzünde kısa bir gezintiye çıkalım isterim. Sizlere şamanik hayvan ruhani rehberlerin varlığından haberdar edeyim ve ‘köpek’ ruhani rehberliğinin ne anlamlara geldiğini yabancı bir kaynaktan yararlanarak anlatayım:

‘Köpek’ eğer size bir ruh hayvanı olarak gelirse, yani atalarınız o hayvanın ruhunun rehberliğini size gönderiyorsa ki bu üç kez köpeklerle ilgili bir şeylere rastlama tesadüfüne denk gelebilir, buyrun burdan yakın (doğadan veya hayvandan değil lütfen) Veya başka bir hayvan olabilir bu size rehberlik ettiğini belli etmek isteyen ve böylece beraberce yol alabileceğinizi söyleyen bir mesaja dönüşür bu, okuyana. Farkındalığı ve koruma gücünü hediye eder köpek. Totemi köpek olanlar koşulsuz severler. Eğer Güç hayvanın olarak fısıldarsan ona oyun oynamanın doğallığını hatırlatır. Sormak istediği sorular arasında şunlar var:

-Koşulsuz sevgiyi içtenlikle anlayabilmenin zamanı mı?

-Evde veya işte sürünüzü yönetirken yardıma ihtiyaç duyuyor musunuz?

-Havlamalı mıyım yoksa gerçekten ısırmalı mıyım diye karar vermeye mi çalışıyor musunuz?

Köpeğin ruhu size yardım edebilir ve şunları sembolize eder:

-Macera

-Bağlılık

-Merak

-Sadakat

-Dostluk

-Fedakarlık

-Koruyuculuk

-Sabır

-Gerçeklere ses vermek

-Koşulsuz sevgi

-Bilinç perdesinin ötesini duymak

Köpeğin ruhu kendi bütünselliğini korumanı ve inanmanı tüm nezaketinle hayatı paylaştığın ruhlara sunmanı hatırlatır. Hem hayvan hem de insan ruhlarıyla hatırla! İşte bu bir tür hayvan şifasıdır ve eğer sen kendinle iyi arkadaş olamıyorsan zaten başkalarıyla da olamazsın.

Ama hemen endişelenip üzülme çünkü çaresi var. Bu da senin sınavındır. Tercihlerin sonuçlar yaratır. Şimdi belediye bugün Riva’da kulağı küpeli sokak köpeklerini ‘turistik amaçlı rahatsızlık vermesinler diye’ sokaklardan toplatılıp kötü şartlardaki barınaklara hapsetmek zorunda mıydılar dersiniz? Nasıl hissediyorsunuz? Bir bakın içinize, ondan sonra düşünüp taşının.

Hayvan aktivisti bir öğrencim benimle bu fotoğrafı paylaştı. Ve şunları söyledi:

13582219_901425129969621_1721634975_o-2

“Bu hayvana iğne atıp almadılar. Bıraktılar öylece. Nabzı sıfıra düşüyordu ve ölmek üzereydi. Klinikte kendine zar zor geldi. Kavga ettim bugün telefonda. Yarın sabah barınağa gideceğim köpeklerimin tespiti için.”

İyi ki varsınız!

Kaynak:

Dog Symbolism & Meaning

Özge Şimşek

Not: İki gün içinde sağ kalan köpekler kurtarıldı ve doğalarında ve onlarla ilgilenen güzel insanlarla beraberler. Teşekkürler!

Evde Yoga Pratiğinin Samimi Yanları


jenny-home-yoga-practice_0-1

Evde yoga yapmanın belki de en iyi yanı kişisel pratiğin sürekliliğini sağlamak ve bireysel iç görüyü kişisel özgüvenle birleştirmektir. Pek tabi zamandan, ulaşılabilirlikten ve finansal açıdan kişiye stres olabilecek noktaları da azaltır. Peki yoga yapmak sadece ‘asana’ adı verilen hareketleri yapmaktan ibaret midir? Tabi ki hayır. Yoga öncelikle nefesi kullanarak fizikal bedeni mental, duygusal ve ruhsal bedenlerle hizalamaya yönelik bir sistemdir diyebiliriz. Bu yorum derinleştiği gibi benzer farklılıklar da gösterebilir fakat konumuz şimdi bu değil.

Öncelikle kişisel pratiğinizi evinizde devam ettirmek isterseniz kendinize ‘kutsal’ veya ‘temiz’ bir alan yaratmakla başlayabilirsiniz. Örneğin çalıştığınız yerde uyumama kuralına benzer bir yöntemden yola çıkarak bütün bir odayı yoga için ayırmak yerine sadece yoga matınızı koyabileceğiniz, temiz hava alabileceğiniz, bir dolu obje ile düşüncelerinizi dağıtmanıza engel olan bir alan yerine daha zen daha sade ufak bir alanı, belki balkonu veya bahçenizin bir köşesini kullanabilirsiniz. Kendimden örnek vermek gerekirse, yoga matım gün boyunca açık durur ve üzerinden geçtiğim her an bana anda kalmamı hatırlatır ve birkaç poz ile adımlarımı canlandırmamı hatırlatır. Her gün 90 dakika olmasa bile 20 dakika olsa dahi nefese ve bedene dönüp zihnimi rahatlatmam için kendime fırsat ayırmaya özen gösteriyorum. Deneyimlediğim yararlarını sizlerle de paylaşmak isterim ki eğer yoga stüdyosuna gidemiyorsanız veya gidemediğiniz günlerde evde kendi pratiğiniz ile şimdiki ana dönebilmek şansını hediye edebilirsiniz.

Eğer yogaya yeniyseniz ve hareketleri nasıl sıralayıp neye dikkat etmeniz gerektiğini bilmiyorsanız lütfen önce güvenilir yoga merkezlerine giderek öğrenin, sorun, bilgilenin. Eğitmenler size yardımcı olmaktan mutluluk duyacak ve siz de öğrendiğiniz yeni şeyler veya keşfettiğiniz içsel bilgilerle kendi yolunuzu bulacaksınız. Burada hatırlamamız gereken şey kendi pratiğimizde hedef koymak yerine niyet koymayı denemektir. Mesela ’30 dakika yoga yapacağım’ yerine ‘nefesimizi izleyerek bedenimde kalmayı niyet ediyorum’ gibi bir yaklaşımı düşünebilirsiniz. Hedef koyup başaramadığınızda motivasyonunuzu kaybetme ihtimali yüksekken, niyet edip başladığınızda kendinizi daha özgür bir alana bırakırsınız. Hatta bedeninizi dinlerseniz sizi yönlendirdiği hareketlerle özgün bir akış bile yakalayabilirsiniz.

Pratiğinizi bitirirken bedeni ve ruhu dinlendirmek adına ‘savasana’ yani ceset pozunu es geçmemek faydalıdır. Ne de olsa tüm pratiğin damıtılmış yararı bu son dinlenme pozunda açığa çıkmaktadır. Dinlenmeyi bize öğreten, gevşeten ve salıverme sanatıyla tanıştıran çok çok güzel bir sonlandırma tekniğidir. Evde yoga pratiğinizi geliştirmek veya yaratmak için hatta kalın! 🙂

Özge Şimşek

Previous Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: