Refleksoloji Hakkında Detaylı Bilgiler


Basitçe söylemek gerekirse, refleksoloji bedeni yanlış kullanımdan sonra kaybettiği sağlıklı dengesine getirmek için dizayn edilmiş antik bir terapidir. 388701_174212649400239_954139350_n

Refleksoloji organlarımızın diğer organlarla refleks noktalarıyla bağlantısına dayanan ve ayaktaki en hassas noktalara basınç uygulanarak farklı bölgeleri stimule eden bir uygulamadır.
Bütün organların ayakta refleks noktaları bulunmaktadır ve bu noktalar beş ile yirmi kat organların kendilerinden daha hassastır.

Bu hassas reflekslerle çalışmak organların tekrar dengelenmesine yardımcı olur. Dolayısıyla bu terapatik dokunuşlarla organların bakımı, ağrının azalması ve atılması sağlanabilir.
Sağlık bir denge olayıdır. Organlardan refleks noktalarına giden enerji yolları vardır. Refleksoloji bu enerji kanallarında oluşan tıkanıkları açmaya yarar. Metadoloji çok basit; tıpkı bir bilgisayarda (bedenimiz) doğru tuşlara (refleks noktaları) basarak beden enerjisini dengelemek ve bütün bedene şifayı yaymaktır.

Bir refleks noktası stimule edildiğinde sadece ilgili organı değil o organla bağlantılı diğer fonksiyonel sistemleri de etkiler. Örneğin; ayaktaki kalp refleks noktası uyarıldığında sadece kalp enerjisi değil dolaşım, lenf ve dranaj sistemleri de dengelenir. Hatta mensturasyonu düzenlemeye yardımcı olur.

Farklı okul ve sistemler enerji kanallarını isimlendirme ve uygulamada farklılık gösterirler. Bölge, meridyen, elektromanyetik akım ve hatta chi olarak da adlandırılır.
Şimdiye değin bilim dünyası refleksolojinin tam oalrak nasıl çalıştığını bulamadılar fakar akupunktur ve ilgili terapilerin bulgularından daha fazla açıklamalar ortaya çıkmaktadır.

Ayaktan terapi aslında bir tür sağlık bakım programı kapsamındadır ve diyet, egzersiz ve diğer şifa çalışmalarıyla beraber uygulanır. Bu yüzden ‘entegre terapi’ olarak da adlandırabiliriz.
Fakat sağlığa ve bakıma giden yolda tek bir doğru cevap bulunmamaktadır. Sadece mükemmel bir diyet veya spor egzersizi yeterli olmayabilir. Bütüne bakmak gerekir:
Bizler ne yersek oyuz,
Ne yaparsak oyuz, ve
Ne düşünüyorsak oyuz.

Ayak refleksolojisi ile kombine ettiğiniz sağlıklı yaşam programınız hem kolay hem de etkilidir:
Yaptıklarımız şifa olacaktır,
Yediklerimiz bizi güçlendirecektir, ve
Düşündüklerimiz bizi canlandıracaktır.

Şifa sanatını geliştirmek iki seviyede meydana gelir: spiritüel ve fiziksel.
Ruhsal seviyede kendinizi şifa enerji kanallarına açık hissetmelisiniz. Bunu hayal ederek, olumlamalar yaparak ve relaksasyon teknikleriyle yapılabilirsiniz.
Fiziksel seviyede ise doğru teknikleri kullanmak gerekir örneğin; beslenme, egzersiz, masaj ve refleksoloji.

Neden ayaklar?

Bedenimizde refleks noktalarının olduğu başka bölgelerde vardır; bilekler, eller, kulak, boyun, karın, yüz, kollar ve bacaklar, burun, dil ve göz irisidir (iridoloji buna dayanır).
Dr. Ralph Alan Dale bu küçük refleks noktalarına ‘mikro-akupunktur sistemi’ der.
Yani bu bölgelere çalışıldığında bütün bedene etki eder, sadece çalışılan bölgeye değil.

Fakat ayaklar en etkili beden bölgesidir. Çünkü:

  • Bedenin güçlü enerji kutuplarıdır, yeryüzünden enerjiyi bedene çeker.
  • En rahat ve acısız çalışma alanıdır bedende.
  • Ayaklarımızı o kadar çok kullanırız ki sürekli bir giy-çıkar durumundan dolayı gerginliği ve asit depolanmasını ayaklar biriktirir.
  • Asidik kristaller (laktik asit) birikir ve dokunun hissizleşmesine sebebiyet verir.
  • Ayaklara dokunmak kişiyi rahatlatır ve derinden etkiler.
  • Bedenin anatomik haritasını ayakta okuyabilmek daha kolaydır.
  • Ayaktaki refleks noktaları en hassas noktalardır. Sürekli ayaklar kapalı kaldığından daha hassas olurlar ve kas yapısı daha az olduğundan daha etkilidir.
  • Son olarak ayaklar evren ile insanlığın sonsuz enerjisi arasında bir bağ kurar.

 

Holistik Açıdan Refleksoloji

Bütünlenmiş bir sağlık programıyla daha kapsamlı bir tedavi uygularken, refleksolojiyi bütün bedenlere olan etkisini ele almak gerekir.
Fiziksel beden: Organ ve dolaşım sistemini yeniden kurar; blokajları açar; kan, oksijen, beslenme ve enerji kanallarını stimule eder. Gerginlik atılır, sinir sistemi dengelenir ve tıkanıklık ve diğer birikintiler atılır. Bedenin genel canlılığı artar ve böylece gerçek rahatlama ve dinlenmeye yer açılır.

Zihinsel: Bir kişinin diğerine yardım etmesi, özellikle dokunarak olması terapinin kendisini daha etkili kılar. Refleksoloji sakinleştirir ve dinlendirir. İki kişi arasındaki bu şifalı paylaşım daha uzun süreli duygusal sonuçlar yaratır, kişinin kendi güç ve şifa enerjisi açığa çıkar. Sonuç olarak kendine güven ve sakinlik bedenin kuvvetlenmesine yardım eder.

Spiritüel: Ruhsal alanda da refleksoloji güçlü bir bağ kurar. Uygulayıcı hizmet ederken uygulanan kişi de kabul etme fırsatını yakalar. Beraber evrenin şifa güçlerini çağırmış, kuvvetlendirmiş ve canlandırmış olurlar. Bu noktada tamamıyla pozitif bir bakış açısıyla uygulamaya girmek gerekir. Hizmet ve saflık önemlidir. Kendi negatifliklerimizin ve şehvet duygularımızın üzerine çıkmalıyız. Olumlamalar ve pozitif şifa süreciyle bu hareket bir duaya dönüşür.

Kaynak: The Foot Book, Devaki Berkson, 1977, Funk & Wagnalls, USA.

Reklamlar

Sağlığa Şiirsel Bir Bakış Açısı


Kadınlardan iyi şair olmadığına dair bir inanış var. Hem de bunu kadın bir yazardan bile duymuşluğum var. Ne garip!

Şiir aslında ruh işidir, duyguyla kelimelerin düşünceler üzerinde süslemesidir. Şiir düşlerin saçları gibidir. Uzun yazılar gibi bir yolculuktan farklıdır. Boyutlar arası bir duraktır şiir. Ağaç dalının rüzgarla bükülmesi, fırtınayla kırılmasıdır. Bir otobüs camından izlenen manzarayla beraber müziğin eşliğiyle sizi götürdüğü başka bir zamandır. Tombala gibi kelimeler içinize dolmaya başlar, hangisini çekseniz başka bir manzara sunar. Bimgo için tek gerekli şey o manzaranın içine girip duyguların peşine düşmektir. Kalbinizin gölgesinde durun, diğer kelimeler gözlerinizi kamaştırmadan büyülü kelime ormanını izleyin. Her ağaç bir melodi fısıldar, her hayvan gözlerinde bir hikaye taşır, çiçekler güzel rüyalar görürler. Sonra bir bakmışsınız dibinizde hindibaları üflersiniz periler dağılır.

Gökyüzü sonra toprağın şapkası, geceleri boncuklu tacıdır. Toprak annemizin içinde parlak kristaller, damarlarında şifalı ve zehirli sular akar. Üzerinde insanlar büyük yalanlar içinde bir oraya bir buraya koştururken unuturlar bu güzel gezegen içinde hapsedildiğimizi.

Okyanusun kolları sonra tüm enginliğiyle ve serinliğiyle yıkar bizi. Ne gökyüzü ne okyanuslar üzerinde duramadığımız için en özgür olduğumuz renk mavidir. İkisinin de bulutları ve dalgaları ile bunun için ne kadar temiz bir bilinçaltıyla yaptığını anlatır sanki bize. İkisini de toprağın üzerinden kirletmeye çalışırız oysa. ..yeşili griye çeviririz, kahverengini siyaha ama mavi-yeşil-beyaz bizi kendimizi unutturarak ve kimi zaman korkutarak hatırlatır amaçsız varoluşumuzu. Amaç aslında bizim anlamlandırmaya çalıştığımız zamandan başka bir şey değilken herkes yüksek amaçlar, başkalarını kurtarmak için çabalarla kıvranırken yaşamın en temel ihtiyacını unuturlar. Evet, nefes almak. Nefes aldığımızda yaşarız elbette ya var olmak?

Var olmak için yaşam amacımızı arar dururuz. Oysa o aranınca bulunacak bir şey değildir hiç. O ruhun fısıldadığı ve sürekli bizi ittirip görmemiz için düşürdüğü bir nefestir. Asıl amaç ruhun nefesini içine çekebilmektir. Bendin içindeki koskoca nostaljik ve çok boyutlu ruhu misafir edebilmektir. Nasıl her kelime kendi içinde bir sembolü barındırıyorsa bizlerde bedenlerimizi bir sembol olarak okuyabilmeliyiz. Ruhu gördüğüyle ilgilenecektir, zihin odaklandığıyla, duygular hissettikleriyle. Ruh gördüklerini bir telgraf gibi başka boyutlara gönderir, bilince uygun cevaplar geri döner, zihin bu mesaja takılır bazen hisler yaratır. Dış dünya bunu yargılar ve kategorize etmeye çalışır. Ne de olsa bir ağaç toprakta yetişir, mevsimlere göre şekil değiştirir ve doğasına uygun bir kıyafet giyer. İnsan onu inceleyince ona güvenebileceğini anlar, onu dinleyeceğini bilir ve eşyalar evler yapar ondan. Onu yakar ısınmak için, onun üzerine yazar.

Bir ağacın ne çok mesajı vardır ama hiç konuşmaz. İnsanda böyledir işte. Ruhu kelimelerle konuşmaz, sayılarla sınırlamaz, şekillerle kalıba girmez. Gökyüzü gibidir, okyanus gibidir ruh, insansa bir ağaç, ikisi arasında uzamaya çalışan. Ruh ise hepsini gözlemleyen bir gezegen dnasıdır. Ufak bir hücredir ve kapsamlı bir organizmadır. Kuşlar ve balıklar ne farklıdır bizden. Korkutmazlar ama bizi aslında karadaki hayvanlar kadar. Çünkü onlar özgürdür. Zihinleri özgür, ruhları özgür. İnsanlar ise diller, dinleri, ırklar, sınırlar, markalar, ideolojiler içinde karman çorban netliğini kaybetmiş bir gezegen turşusudur. İnsan özel olmak ister, özel olduğunu göstermek için ekolojik dengede kendisini piramitin üzerine yerleştirir, doğayı katleder, atomlarla bile kendini kendi cinsinden korumak için böler, parçalar. Bir fikri amaç edindiği zaman, kendini kaybedebilir kolayca. Çünkü ruh zihinde tıkalı kalır, bedende sıkışır, duygulara esir olur o zaman. Böyle zamanlarda strese girer insan. Stres her organı etkiler, her hücre hisseder iliklerinde bu ilkel hayatta kalma dürtüsünü ve modern rekabet kodlamasını.

Sonra hasta olduğumuzda bunun bizim suçumuz olduğunu söyleyen yeni çağ öğretilerine bakıyorum, gülüuorum. Kim hasta olmak istesin ki? Neden bu bize bir cezalandırılma olarak öğretilmeye çalışılıyor düşünüorum. Oysa bakış açımızı biraz değiştirdiğimizde hastalıkların aslında bizi iyileştirmek için oluştuğunu pekala görebiliriz. Belki sadece soğuk algınlığına yakalanırız. Alınırız işte, artık bir alınganlığı bırakmamız için beden kendini temizlemek ister. Bazen daha ciddi bir yaklaşımla gelir, kanser oluşur hücrelerde. O uzun yılların birikimidir bedende, ama her zaman değil. Uzun yıllar uğraşmadığımız ruhumuzun en acı kendini en derinlerimizde temizlemek istemesidir. O yüzden hasta olduğumuzda aslında bu hastalığı onurlandıracak şeyler yapmalıyız. Öyle ki hasta olduğunuz için sevinebilirsiniz bile. Çünkü bu sefer gerçekten kendimizle detaylı bir şekilde ilgilenmemiz gerekecektir. Dua etmeye başlayacağızdır, eskiden telaş ettiğimiz veya zevk almadığımız şeylerin ufak keyiflerini görür oluruz. O eski ruhun kalıplarını atıp özgürleşmek için acı çekeceğiz belki ama her hastalık yeni bir doğuşun simgesidir. Yeni bir siz yaratır, yeni bir bakış açısı yaratır, şimdiye kadar görmezden geldiklerimizi gözümüze sokar. Gözlerden hepsi açığa çıkar sonra…

Gözler o saklı derinlerinde nasıl olduğumuzu anlatır bize. Neyi taşıdığımızı, neyi bırakmamız gerektiğini, neye katlandığımızı, neyin bize iyi geldiğini, neyin zarar verdiğini anlatır. Ruh kadar bedeninde haritasını çıkarır. Hastalık gelmeden çok önce hangi yönde duygu, düşünce biriktirdiğimizi anlatır bize. Bazen de görsek de, kabul etsek de yine hastalanırız. Sadece temizlenmek için.  Beden başka türlü temizlenmezse kendisi sizi durdurarak yapar bunu. Size nefes almanızı söyler ve dinlenmenizi. Yoga bu yüzden güzel bir fiziksel aktivedir ama bundan ötedir.  Zihin-beden, sinir-kas ilişkileri, omurilik-denge-kuvvet ekseninde ele alır, dinlendirir, zihni berraklaştırır, ana odaklanmamızı, bedenimizi dinlememizi öğretir ve içimizdeki kutsallığımızla olan bağlantımızı hatırlatır bize. Bu yüzden holistik bir terapidir.

Refleksoloji de keza biriktirdiklerimizi ayaklarımızın aynasında toplayarak veri sunar. Yine ayaklar üzerinde çalışılarak bu birikim azaltılabilir, yeryüzüne bırakılabilir, organlara daha fazla oksijenli kan dolaşımı gönderilir ve kişiyi rahatlatır.

Bazen sorunlarımızın çözümlerini sadece spritüel dünyada veya enerjisel alanda arıyoruz. Bu yanlış değildir fakat tek taraflıdır, tıpkı sadece bir organın bozuk olduğunu düşünerek tek onu iyileştirmeye çalışmak gibi. Beden, organlar, sistemler, duygular, düşünceler ve ruh birbirleriyle sürekli bir etkileşim halindedir. O yüzden bireye bir bütün olarak ele almak gerekir. Çok boyutlu organizmayı farklı parçaları birleştirerek okumak gerekir. Bunların çözümleri de yine tek tek parçaları tamir etmek değildir. Bütünsel yaklaşımlarla ve olabildiğince doğal yöntemlerle bulmaya çalışmak kişide daha huzurlu ve bütünleyici etkiler bırakır.

Sizi mutlu eden şeyler, sizi her zaman tatmin eden şeyler olmadığı gibi salt mutluluk da sadece duyguları besler. Huzur gerekir ruh için, sağlık gerekir beden için ve açıklık gerekir zihin için ki bunlar arasında dengeli bir çalışma gerçekleşsin. Diğer türlü çeşitli fonksiyon bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. Bedeni temizlemeden önce ruhu hazırlamalıyız.  Bu da bir başka makale konusu.

 

Özge Şimşek

Refleksoloji Hakkinda Kisaca


Refleksoloji, geleneksel Cin Tibbina dayanan fakat Misirlilar, Hintliler gibi kadim toplumlar tarafindan da uygulanmis holistik ve acisiz bir saglik tedavi yontemidir. 1300’lu yillarda Marko Polo’nun Cince bir masaj kitabini Italyancaya cevirmesiyle Avrupa’ya yayildigi dusunulen refleksoloji, 1917’de doktor William H. Fitzgerald tarafindanda Amerika’da yayginlasmaya baslamistir.

Genel olarak refleksoloji el ve ayaklardaki (bazen kulaklar) belirli bolgelere parmaklarla uygulanan baski yontemidir. Bu belirli nokta veya refleks bolgeleri vucuttaki organ ve sistemlerle baglantilidir. Dolayisiyla baski yapilan bolgedeki organ veya sisteme oksijenli kan dolasimi artar ve kiside rahatlama, detokslanma, emilim ve disa atilim gibi yararlar saglar.

Refleksoloji herhangi bir hastalik teshis etmez veya tedavi etmez. Fakat duzenli uygulama da, sagligi artirici ve tamamlayici bir terapidir. Ozellikle anksiyete, astim, kanser, kardiyovaskuler rahatsizliklar, pms, diyabet ve bobrek gibi rahatsizliklara destekleyici ozellikler gostermektedir.

Refleksolojistler, refleks noktalarinin oldugu el ve ayak haritalari kullanirlar. Sag ayak, vucudun sag tarafini temsil ederken sol ayak da vucudun sol tarafini temsil eder. Terapinin bir diger amaci vucudun enerjisini dengelemek ve tikanik enerjinin dogal akisini saglamaktir.

Kaynaklar:

Wild Rose College of Natural Healing Reflexology Sertifika Kursum

http://takingcharge.csh.umn.edu/explore-healing-practices/reflexology

%d blogcu bunu beğendi: