Anti Enflamatuar -Enfeksiyon Giderici- Beslenme Programı


Anti-Enflamatuar – Enfeksiyonu Giderici – Beslenme Programı

 files

Enflamasyon bedenin kesilme,kızarıklık ve dış etkenelere verdiği tepkinin bir parçasıdır ki onsuz iyileşemeyiz. Ama kontrolümüz dışına çıktığında tıpkı romatizma gibi bedene zarar verebilir. Ayrıca obezite, kalp hastalıkları ve kanser gibi hastalıklarda rol oynadığı düşünülüyor.

Şeker oranı ve doymuş yağ oranı yüksek gıdalar enflamsyonu hareketlendirebilir. Dallas’taki Texas Southwestern Medical Center Üniversitesindeki klinik profösörü doktor Scott Zashin şunları söylüyor: “Bu tarz gıdalar bağışıklık sisteminde aşırı aktiveteye sebep oluyor ve bu da eklem ağrısı, yorgunluk, ve kan damarlarına zarar veriyor.”

Aşağıda enflamasyonu önleyici gıdalardan en yaygınlarını yazıyorum.

  1. Yağlı Balıklar: Ton, Somon, Uskumru, Sardalya Omega 3 yönünden zengin olmaları sebebiyle enflasyonu azaltığı bulunmuştur. Yararını görebilmek için haftada en az 2 kere yenmeli ve sağlıklı yöntemlerle pişirilmelidir. Eğer balık sevmiyorsanız balık yağı takviyesi alabilirsiniz.
  2. Tam Tahıllar: Yani işlem görmemiş natural tahıllardır. Potasyumdan zenginlerdir. Lif yönünden zengin olmaları C tepkili protein seviyesini düşürdüğü gösterilmiştir ki bu kandaki enflamasyon markeridir. Esmer priniç ve bulgur tercihinizi artırın.
  3. Koyu Yeşil Sebzeler: Araştırmalar E vitaminin bedeni pro enflamatuar sitokin moleküllerinden koruduğunu göstermiştir ve bu vitaminin en iyi kaynağı koyu yeşiş renkli sebzelerdir, örn; ıspanak, kara lahana, brokoli gibi. Bu tür sebzeler aynı zamanda vitamin ve mineral bakımından da zengindir, örn; kalsiyum, demir, hastalıkla savşaan fitokimyasallar gibi.
  4. Kuruyemişler: Yani diğer sağlıklı yağlar. Özellikle çiğ badem lif, kalsiyum ve E vitamini açısından yüksektir; ceviz, alfa-linoleik asit yani bir tür omega-3 yağ türünden zengindir. Tüm kabuklu yemişler antioksidanla yüklüdür ve bu da bedenin enflamasyonun oluşturduğu zararı tamir etmesinde ve savaşmasında yardımcı olur. Kuruyemişler, balık, yeşil sebzeler ve tam tahıllar aslında Akdeniz mutfağının büyük parçalarıdır. Bu tarz bir diyetin altı haftada enflamasyon azalttığı belirtilmiştir.
  5. Pancar: Bu sebzenin mükemmel kırmızı rengi aynı şekilde harika bir antioksidan özelliklerini barındırıyor. Pancar araştırmalarda enflamasyonu azalttığı ve kansere ve kalp hastalıklarına karşı koruduğu ve lif, C vitamini ve betalain denilen bitki pigmentleriyle benzersiz bir kök sebzedir.
  6. Zencefil ve Zerdeçal: Bu baharatlar anti enflamatuar özellikleri barındıran çök özel gıdalardır. Zerdeçal, köri sosuna sarı rengini veren madde, bedende NF-kappa B denilen bağışıklık sistemini düzenleyen ve enflamasyon sürecini tetikleyen proteini kapatmaya yardımcı olur. Onun akrabası zencefilin de supleman olarak alındığında bağırsaklardaki enflamsyonu azalltığı bulunmuştur.
  7. Sarımsak ve Soğan: Pek çok araştırma bu iki sebzenin yararını övmekle bitiremez. Biz de öyle!
  8. Çilek ve Kiraz/Vişne: Onlara bu kırmızı rengi veren madde aynı zamanda anti enflamatuar özelliklere sahip. Günde bir bardak vişne suyu içmek enflamasyonu önlemek için faydalıdır.

    Karatoneid Zengini Sebze ve Meyveler: Gökkuşağı renklerinde beslenin. Dr. Andrew Weil günde 4-5 porsiyon tüketilmesini tavsiye ediyor.

    Günde 3-5 porsiyon tam tahılları,

    5-7 porsiyon sağlıklı yağları,

    Haftada 2 ile 4 kez deniz ürünlerini,

    Limitsiz baharatların kullanımını öneriyor.

Yeşil çay, Zeytinyağı, Az yağlı süt ürünlerini diyetinize ekleyebilirsiniz.

images

Size özel beslenme programınız için irtibata geçiniz.

 

 

Reklamlar

Mucize Icecek Kefir


Bugun sosyal medyadaki sitelerden birinde Kefir hakkinda Ingilizce bir yazi okudum ve sizlerle paylasmak istedim.

Kefirin harika bir prebiyotik oldugunu biliyoruz, fermante olmus suttur kefir ve yararlari soyledir:

  • Kanser hucrelerinin buyumesini engeller.
  • Kolon kanserine korur ve tedavisine yardimci olur.
  • Tumorleri kucultur.
  • Insan bagisiklik sistemini artirir.
  • Kalp rahatsizliklarini tedavi eder.
  • Anti-oksidan ve anti-aging ozellikleri vardir.
  • Ulsere iyi gelir.
  • Tum allerjilere karsi en guclu dogal cozum.
  • Vucudu kimyasal antibiyotiklerden temizler.
  • Yan etkileri olmayan en guclu dogal antibiyotiktir.
  • Karaciger hastaliklarina iyi gelir.
  • Safra kesesine iyi gelir ve safra taslarini eritir.
  • Vucudu tuzdan, agir metallarden, radyonukleidlerden ve alkolden arindirir.
  • Bobrek taslarina iyi gelir.
  • Kefirin icindeki iyi bakteriler, patojenik organizmalarlar savasabilir.
  • LDL ‘kotu’ kolestrolu dusurur.
  • Akciger iltihaplanmalarina iyi gelir.
  • Sindirim ve emilim sistemini temizler.
  • IBS, rahatsiz bagirsak sendromuna iyi gelir.
  • Gastrite iyi gelir.
  • Pankreas iltihaplanmalarina iyi gelir.
  • Sindirime faydalidir.
  • Fiziksel fonskiyonlara faydalidir.
  • Candida bakterilerini oldurur.
  • Yuksek tansiyona iyi gelir.
  • Iyilesme surecini hizlandirir.
  • Ilaclarin yan etkilerini azaltir.
  • Antibiyotik kullanimindan sonra vucudsun iyi bakterilerini cogaltir.
  • Sindirim sisteminin mikrofloralarini dengeler.
  • Kan basincini duzenler.
  • Kan sekerini dusurur.
  • Kandaki yag oranini veya kolestrol ile yag asitlerini azaltir.
  • Ishale iyi gelir.
  • Kabizliga da iyi gelir.
  • Astima faydalidir.
  • Bagirsak hareketlerini cogaltir.
  • Stresi azaltmaya yardimci olan ozellikleri vardir.
  • Uyku duzensizliklerine iyi gelir.
  • Depresyona karsi iyidir.
  • Migreni tedavi eder.
  • Hiperaktividen kaynaklanan dikkat bozukluguna iyi gelir.
  • Beyinin sinirsel islevlerine faydalidir; reflekslere, hafiza korumay, bes duyulara…
  • Siskinlige iyi gelir.
  • Laktik acid fermantasyonu sut bazli gidalarim sindirimini guclendirir. Sutu sindiremeyen kisiler kalsiyumu bol Kefiri icebilirler.
  • Yeast/mantar enfeksiyonunu tedavisinde yararlidir.
  • Kirisikliklara iyidir.
  • Kireclenmeye iyi gelir.
  • Kolit’e iyi gelir.
  • Gut hastaligina iyi gelir.
  • Romatizmaya iyi gelir.
  • Diger mide rahatsizliklarina iyi gelir.
  • Vucut toksinlerini atar.
  • Sutun protein kalitesini artirir.
  • Iyi bakteriler B vitaminleri (B3, B6 ve folik asit) uretir.
  • Tuberkuloza iyi gelir.
  • Mide kramlarina iyi gelir.
  • Kronik bagirsak bagirsaklarina iyi gelir.
  • Karaciger iltihaplanmalarina iyi gelir.
  • Bronsite iyi gelir.
  • Scleroza iyi gelir.
  • Kansizliga iyi gelir.
  • Hepatite iyi gelir.
  • Vajinal kokular giderir.
  • Mukus salgili hucresel iltihablari, sindirim nodullerini, astral nodulleri, safra ozu sikayetleri iyilestirir.
  • Sizintili bagirsak sendromuna iyi gelir.
  • Sedef hastaligi ve egzemaya iyi gelir.
  • Iltihapli sorunlara iyi gelir.
  • Kan damarlarinin kalsinasyonu geri cevirir.
  • Kan damarlarini acar.
  • Vucudun enerjisini yukseltir.
  • Dogal ‘kendini iyi hisset’ gidasi
  • Metabolizmayi duzenledigi icin kilo vermede kullanilabilir.
  • Akneye iyi gelir.
  • Saclari canlandirir.
  • Diseti rahatsizliklarina iyi gelir.
  • Metaztazi onler.
  • Sabah kotu agiz kokusunu onler.

Kanser ve Otto Warburg Buluşu


Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg’un buluşunu öğrenir. 1930’lu yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini, yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur. Bu, o kadar önemli bir buluştur ki, Otto Warburg’a Nobel Ödülü kazandırmıştır. 

Otto Warburg’a göre kanserin bir temel sebebi vardır. Bu da, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun, oksijensiz –anaerobik- hücre solunumuyla yer değiştirmesidir. Warburg’un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır? Birincisi, kanser, normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır. Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır. Hiperbarik oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir. Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin birmayalanma (fermantasyon) süreciyle metabolize olduğudur.

Kanserin metabolizması normal hücre metabolizmasından 8 kat daha büyüktür.


Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor:

Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde çalışır. Kanser devamlı
açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini talep etmektedir. Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye başlar. Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa. ..

Proteinlerden şeker
Bu ziyan sendromuna kaşeksia (cachexia) denir. Kaşeksia vücudun proteinlerden (evet, doğru duydunuz, karbonhidratlardan veya yağlardan değil de, proteinlerden) “glükoneogenez” (yeniden glükoz yapımı) işlemiyle, şeker elde etmesidir. Bu şeker kanseri besler. Vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çeker.

Şimdi, kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken, onu şekerle beslemek mantıklı geliyor mu size? Yani
karbonhidratlardan zengin bir diyet uygulamak? Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi mevcuttur (işe de yaramaktadırlar) çünkü günün birinde birisi şeker ve kanser arasındaki
bağlantıyı görmüştür. Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez. Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez çünkü şeker kanseri beslemektedir.
Peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir?
Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu
düşünmektedir. Belki Otto Warburg’un buluşunu duymuştur ama
geri kalan parçaları tamamlayamamış tır. Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey
öğrenmemiştir. Aslında 1978’e kadar ABD’nin resmi kuruluşlarından biri, beslenmenin kanserle bir ilgisi
olmadığını iddia etmekteydi!! !!

Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate
değer terapilerle ortaya çıktılar. Bunlardan biri ‘Laetrile’dir. Kaşeksialı
hastaların yüzde 50’den fazlasında glükoneogenez sürecini durduran hidrazin sülfat bunlardan bir diğeridir. Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir “akıllı bomba” üzerinde çalışmaktadır. Akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir kaplama vardır. İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile
karşı karşıya geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar. Kanseri yok etmek için kemoterapiyi
serbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan, kanserli bölgedir. Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır. Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten
kaçınır. Kanser, çiğ yiyeceklerdense, pişmiş yiyecekleri sever. Pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir. Bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın. Kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin!


Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil. 

Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız, başka bir tuzağa düşmüş olursunuz.
Tatlandırıcıları n da vücuda ciddi zararları olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlandı.
Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine ” Sağlığa
zararlıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır.” ibaresinin konmasını şart koştu.
Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da yan etkileri nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında.

(Editörün notu: Ama maalesef hiç birinin üzerinde böyle bir ibare yok).
Kaynak: International Wellness Directory

Son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl arttı? İngiltere’de 1815’de 5 kg cıvarında olan kişi başına
yıllık çay şekeri tüketimi 1970’de 50 kg ‘ın üzerine çıkmıştır. 1970-2000 yılları arasında ABD
vatandaşları önceki yıllara oranla yılda 100 litre daha fazla şekerli meşrubat tüketmişlerdir.

Türkiye’deki durum da artık çok farklı değildir. Çocuğu ile büyüğü ile çılgınca şeker ve beyaz un
kullanılmaktadır. Bütün bu bilgiler kanserlerin niçin arttığını göz önüne açıkça sermektedir.

Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir;

* Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
* Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren ‘light’ hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
* Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri diyetini uygulayın.
* Bol taze sebze ve meyve yiyin.
* Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.
* Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.
* Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
* Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin. Mümkünse marda (?) sütü
kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.
* Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
* Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.
* Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!!!! ).
* Stresten uzak durun.
* İyi uyuyun.
* Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun.
* D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
* Yeteri derecede egzersiz yapın!!!!
* Aşırı alkol kullanmayın.
* İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
* Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme)
ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.
* Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler !!!!
* Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha    sonraki tercihlerdir.
* Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.

Prof. Dr. Ahmet AYDIN
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD
Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı

 

%d blogcu bunu beğendi: